İçeriğe geç

Kemik hangi alan ?

Şehir İçinde Kırılan Sessizlik

Sevgili okurlar, Nay ekibi olarak bugün “Kemik hangi alan” konusunu sizlerle paylaşmaktan heyecan duyuyoruz.

Kayseri’de kışın sesi farklı olur. Kar yağmasa bile soğuk, sanki insanların cümlelerinin arasına sızar. O gün de öyleydi. Sabah evden çıkarken burnuma dolan hava keskin değil, kırıcıydı. İçimde ise açıklayamadığım bir ağırlık vardı; sanki bir şey olacak ve ben sadece izlemek zorunda kalacaktım.

Otobüs durağında beklerken kalabalığa baktım. Herkes bir yere yetişiyordu ama kimse gerçekten orada değildi. Ben ise 25 yaşımda, hayatın neresinde durduğumu hâlâ tam çözememiş biri olarak, sadece akıyordum. O an içimden geçen tek şey şuydu: “Bu şehirde herkes bir yerlere gidiyor ama ben nereye gidiyorum?”

O sorunun cevabını bilmiyordum. Zaten çoğu soruyu bilmiyordum.

Hastaneye Giden Yol

Telefon çaldığında annemin sesi titriyordu. Babam düşmüş.

O an zaman bir anlığına durdu gibi oldu. Sonra hızlandı, kontrolsüz bir şekilde.

Hastaneye vardığımda koridorlar fazla beyazdı. Beyazlık bazen temizlik değil, boşluk hissi verir. İnsan orada kendini fazla çıplak hisseder. Koşarak değil ama içimde koşan bir şeyle acil servise ilerledim.

Babam sedyede yatıyordu. Gözleri açıktı ama bakışı uzak bir yere takılıydı. Sanki burada değil de başka bir hikâyenin içinde gibiydi.

Hemşirelerden biri sakin bir sesle konuşuyordu. “Röntgen çekilecek.”

İşte o kelime… röntgen.

Bir anda zihnimde lise yılları canlandı.

“Kemik hangi alan?” sorusu

Lise biyoloji dersinde tahtaya kalktığım günü hatırladım. Öğretmen elinde tebeşirle bana bakmıştı.

“Kemik hangi alan?” diye sormuştu.

O an sınıf sessizleşmişti. Ben de cevap vermeye çalışmıştım ama zihnimde net bir yer yoktu. Anatomi mi, fizyoloji mi, yoksa tamamen başka bir şey mi… O yaşta bilgiler ezberdi, anlam değildi.

“Anatomi mi hocam?” demiştim çekinerek.

Öğretmen başını sallamıştı ama yüzünde tam bir onay yoktu. Sanki doğruya yakın ama eksik bir yerdeydim.

O an önemsememiştim. Bir ders sorusu ne kadar önemli olabilirdi ki?

Ama şimdi, hastane koridorunda babamın kırık kolunu düşünürken o soru içimde yankılandı.

“Kemik hangi alan?”

Bu kez cevap kitaplarda değildi.

Röntgen Odasında Bekleyiş

Babamı röntgene götürdüler. Biz dışarıda bekledik. Annem ellerini birbirine kenetlemişti. Parmakları sürekli hareket ediyordu. Sanki dua etmek ile panik arasında sıkışmıştı.

Ben ise duvara yaslanmış, o beyaz ışıklı koridoru izliyordum. Her gelen doktorun adım sesini dinliyordum. Her kapı açıldığında içim biraz daha sıkışıyordu.

Bir noktada kendi bedenimi düşündüm. Kemiklerimi. İçimde beni ayakta tutan o görünmez iskeleti.

Hiç düşünmezdim kemikleri. Ta ki bir kırılma ihtimali gerçek olana kadar.

Kapı açıldı. Doktor çıktı.

“Kırık var ama ameliyat gerekmeyebilir.”

O an nefes aldığımı fark ettim. Ama rahatlama tam gelmedi. Çünkü “kırık” kelimesi zihnimde hâlâ sertti. Bir şeyin kırılması… geri dönüşü olan bir şey gibi gelmiyordu.

İçimdeki Çatlak

Babamı odaya aldıklarında yanına girdim. Kolu sargılıydı. Yüzünde acı vardı ama en çok da sabır.

Yanına oturdum. Konuşmadık. Zaten bazı anlarda kelimeler gereksiz kalır.

Elini tuttum. O an fark ettim; insan en çok sevdiği kişiyi kaybetmekten değil, onun kırılabilir olduğunu görmekten korkuyor.

Babam hep güçlüydü. Evde bir şey bozulsa o tamir ederdi. Sesini yükseltmezdi ama varlığı yeterdi. Şimdi ise o güçlü adam, bir sedyede yatıyordu.

İçimde bir şey çatladı.

Belki de kemik gibi.

Geceyle Gelen Düşünceler

Hastaneden çıkıp eve döndüğümde şehir çok sessizdi. Kayseri’nin gecesi ağır olur. Gökyüzü bile daha yakın hissedilir ama yıldızlar uzak durur.

Odama girdiğimde defterimi açtım. Yıllardır yazdığım o defter… çoğu zaman kimsenin okumadığı ama benim sustuğum yer.

Kalemi elime aldım ama yazmak kolay olmadı.

Aklımda yine aynı soru vardı:

“Kemik hangi alan?”

Bu kez cevabı farklıydı. Belki de bir dersin konusu değil, bir hayatın taşıyıcı gerçeğiydi.

İnsan bedenini ayakta tutan şey sadece kaslar ya da et değildi. Görünmeyen bir yapı vardı. Tıpkı hayat gibi. Kimse fark etmezdi ama en çok o yük taşırdı.

Babamın kırığı bunu öğretti bana.

Hastane Işıklarının Altında Değişen Bakış

Ertesi gün tekrar hastaneye gittim. Koridorlar aynıydı ama ben aynı değildim. İnsan bir şeyi kaybetme ihtimalini gördüğünde değişir. Büyük değişimlerden bahsetmiyorum. Sessiz, içten değişimler.

Babam uyuyordu. Yanına oturdum. Pencereden dışarı baktım. Ağaçlar çıplaktı. Tıpkı benim içim gibi.

Bir doktor geldi. Gençti. Belki benden birkaç yaş büyüktü.

“Kemik iyileşme süreci zaman alır ama doğru müdahaleyle toparlar,” dedi.

O an içimde bir şey yerine oturdu.

Kemik sadece kırılan bir şey değildi. Aynı zamanda iyileşebilen bir şeydi.

İnsan da öyleydi belki.

Kırılmak ve Onarmak

O gece eve döndüğümde defterime uzun süre baktım. Yazmak yerine düşündüm.

Hayatın bazı soruları cevaptan çok his bırakıyordu. “Kemik hangi alan?” sorusu da onlardan biriydi.

Bir dersin içinde başlamıştı ama bir hayatın ortasında anlam bulmuştu.

İnsanlar kırılırdı. Sadece kemikleri değil, umutları da, güvenleri de.

Ama bazı şeyler iyileşirdi.

Babamın eli yavaş yavaş toparlanacaktı. Belki eskisi gibi olmayacaktı ama yine de tutacaktı. Belki biraz daha dikkatli, biraz daha yavaş.

Tıpkı benim hayatım gibi.

Şehrin İçinde Kendimi Bulmak

Günler geçtikçe hastane ziyaretleri rutin oldu. Her gelişimde babam biraz daha iyi görünüyordu. Annemin yüzündeki endişe yavaş yavaş yerini alışkanlığa bırakıyordu.

Ben ise her gün aynı soruyla uyanıyordum ama artık o soru bana zarar vermiyordu.

“Kemik hangi alan?”

Artık bu soru bir eksiklik değil, bir farkındalık olmuştu.

Bir sabah hastaneden çıkarken Kayseri’nin sokaklarına baktım. İnsanlar yine acele ediyordu. Ama ben ilk defa acele etmedim.

Çünkü bazı cevaplar hızlı bulunmazdı.

Bazı cevaplar, bir kırığın iyileşmesini beklerken anlaşılırdı.

Sonra Anladığım Şey

İlgili Yazımız: Kilo aldırmayan ekmek hangi ekmektir ?

Babam taburcu olduğunda onu eve götürdük. Merdivenleri yavaş çıktı. Her adımda dikkat ediyordu.

Ben arkasından yürüdüm.

O an düşündüm.

İnsan bedeni bir sistemdi ama aynı zamanda bir hikâyeydi. Her kırık bir cümleydi, her iyileşme bir devam.

Ve ben, 25 yaşında, Kayseri’de yaşayan biri olarak şunu fark ettim:

Bazı soruların cevabı okulda değil, hayatın tam içinde öğreniliyordu.

“Kemik hangi alan?” sorusu artık bir sınav sorusu değildi.

O, kırılmanın ne demek olduğunu, dayanmanın ne olduğunu ve iyileşmenin sabrını anlatan bir hatırlatmaydı.

Ve ben o hatırlatmayı unutmayacaktım.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu
Sitemap
ilbet güncel giriş adresiilbet güncelbetexper giriş