“Kız Çocukları Hayırlı Mıdır?” Sorusunun İçimde Açtığı Sessiz Fırtına
Merhabalar! Nay olarak “Kız çocukları hayırlı mıdır” konusunda aklınızdaki soruları yanıtlamak için buradayız.
Kayseri’de kışlar sert olur derler ama bazı sorular var ki insanın içini dışarıdaki soğuktan daha fazla üşütür. Ben 25 yaşındayım. Günlük tutmayı severim. Hatta bazen yazdıklarımı kimse okumayacak olsa bile, sadece içimde birikmesin diye yazarım. Bu yazı da biraz öyle bir yerden çıkıyor.
Babamın hastanede olduğu gün, o soruyu ilk kez bu kadar yakından duydum: “Kız çocukları hayırlı mıdır?”
O an içimde bir şeyler kırıldı ama ses çıkarmadım. Çünkü bazı kırılmalar sesle olmaz, insanın içine çöker.
Hastane Koridorunda Başlayan Sessizlik
O gün Kayseri Şehir Hastanesi’nin koridorunda oturuyorduk. Plastik sandalyeler soğuktu, floresan ışıklar da insanın yüzüne fazla dürüst bakıyordu. Annem elindeki tesbihi çekiyor, ben ise telefonuma bakıyormuş gibi yapıyordum ama hiçbir şey görmüyordum.
Babamın durumu stabil denmişti ama “bekleyelim” cümlesi, en ağır cümlelerden biridir. Beklemek… İnsan en çok o an kendini çaresiz hissediyor.
Yanımızda oturan yaşlı bir amca vardı. Yüzü sertti ama gözleri yorgundu. Bir ara anneme döndü, sanki çok normal bir şey soruyormuş gibi konuştu:
“Kaç kızınız var?”
Annem “iki” dedi.
Sonra o cümle geldi. Düşerken yavaş ama etkisi hızlıydı:
“Kız çocukları hayırlı mıdır peki?”
O an zaman biraz yavaşladı sanki. Annemin yüzüne baktım. Bir şey demedi. Ben de sustum. Ama içim konuşmaya başladı.
İçimdeki İlk Tepki: Öfke Değil, Hayal Kırıklığı
İnsan böyle anlarda hemen öfkelenmiyor aslında. İlk gelen şey hayal kırıklığı oluyor. Çünkü karşındaki insanın dünyasında senin varlığın bir “soru işareti” gibi duruyor.
Ben kız kardeşimle büyüdüm. Aynı sofrada ekmek bölüştük, aynı odada sırlarımızı sakladık. Annem hasta olduğunda gece nöbetlerini o tuttu, ben uyuyormuş gibi yaptım ama o uyumadı.
Şimdi biri çıkıp “hayırlı mı?” diye sorunca içimden şu geçti:
Hayırlı olmak ne demekti tam olarak?
Bir insanın faydası mı, yoksa sevgisi mi ölçülüyordu?
Geçmişe Açılan Kapı: Kardeşimin Elleri
Çocukluğumu düşündüm o hastane koridorunda. Babam tarladan geldiğinde yorgun olurdu. Annem mutfakta sessizce çalışırdı. Kardeşim ise evin içinde küçük bir düzen kurardı.
Ben çoğu zaman dışarıda koştururdum. O ise evin içinde bir şeyleri toparlayan görünmez bir güç gibiydi.
Bir gün annem fenalaştığında hatırlıyorum. Ben panik yapmıştım, telefonla ambulans çağırmaya çalışıyordum. Kardeşim ise annemin elini tutup “geçecek” diyordu. O anki sesi hâlâ aklımdadır.
Şimdi düşünüyorum da…
O gün “hayırlı” olan kimdi?
Sessiz Tartışma: Toplumun Ezber Soruları
Hastanedeki amca o soruyu sorarken kötü niyetli miydi bilmiyorum. Belki kendi hayatından gelen bir alışkanlıktı. Belki de hiç düşünmeden söylenmiş bir cümleydi.
Ama bazı cümleler vardır, düşünülmeden söylense bile ağırlığı çok olur.
Kız çocukları hayırlı mıdır?
Bu soru aslında bir yargı cümlesi. İçinde kıyas var, değer biçme var, hatta biraz da eski bir bakışın tortusu var.
Ben o an şunu fark ettim:
İnsanlar bazen sevgiyi değil, faydayı ölçüyor.
Oysa sevgi ölçülmez.
Evdeki Akşam: Annemin Sessiz Cevabı
O gün eve döndüğümüzde annem fazla konuşmadı. Çay koydu, oturdu. Televizyon açıktı ama kimse bakmıyordu.
Bir ara yanına gittim. “Anne, iyi misin?” dedim.
Gülümsedi. O klasik, içinde çok şey saklayan gülümsemelerden biri.
“İyiyim oğlum,” dedi. “Alışıksın ya böyle şeylere.”
İşte o cümle daha çok canımı acıttı. “Alışıksın.”
Demek ki bu soru yeni değildi. Demek ki annem hayatı boyunca bu tür cümleleri duymuştu.
Ve ben ilk kez fark ettim: bazı yaralar yüksek sesle değil, sessizlikle büyüyordu.
Kardeşimin Gerçekliği: Görülmeyen Emek
Kardeşim o gece babamın ilaç saatlerini takip etti. Ben uyumaya çalıştım ama uyuyamadım. O ise defterine bir şeyler yazıyordu. Sonradan öğrendim, babamın durumunu not alıyormuş.
Ertesi gün doktorla konuştu. Ben kenarda durdum. O sorular sordu, açıklamaları dinledi, sonra eve gelip anneme anlattı.
Ben o an utandım.
Çünkü ben “düşünüyordum”, o ise yapıyordu.
Ve insan bazen en çok kendi yetersizliğinden utanıyor.
Toplumsal Aynalar: “Hayırlı Evlat” Kalıbı
Bu şehirde büyürken sık duyduğum bir şey vardı: “Hayırlı evlat olsun.”
Ama kim belirliyordu hayırlıyı?
Bir erkek çocuk para kazandığında mı hayırlı olurdu?
Bir kız çocuk ailesine baktığında mı?
Yoksa mesele cinsiyet değil de insanlık mıydı?
Bunu hastane koridorunda daha net düşündüm. Çünkü orada herkes eşitti aslında: hasta, bekleyen, endişeli.
Ama bazı zihinler hâlâ eşit değildi.
Bir Soru Daha: Değer Kimin Gözünde?
O amca tekrar bir şey demedi ama sorusu havada kaldı. Sanki duvarlara yazılmış gibi.
Ben içimden ona şunu sormak istedim:
“Senin için hayırlı olmak ne demek? Bir kız çocuğu kaç defa hayat kurtarırsa bu sorunun cevabı değişir?”
Ama demedim. Çünkü bazı cevaplar söylenince değil, yaşanınca anlaşılır.
Kırılma Noktası: Babamın Gözleri
Birkaç gün sonra babamın yanına girdiğimde gözlerime baktı. Çok konuşmaz ama bakışları çok şey anlatır.
“İyi misiniz?” dedi.
Başımı salladım.
Sonra ekledi:
“Evde herkes iyi mi?”
O an anladım. O da her şeyi hissediyordu. Ama söylemiyordu.
Babamın gözlerinde bir şey vardı: minnet.
Ve o minnet bana şunu düşündürdü:
Bir evde “hayırlı” olanı cinsiyet değil, yükü paylaşma biçimi belirliyordu.
Günlük Sayfama Düşen Gerçek
O gece defterime uzun uzun yazdım. Kelimeler düzensizdi. Ama hisler netti.
Kız kardeşimle ilgili bir şey yazdım:
“Eğer hayırlı olmak birini ayakta tutmaksa, o zaten yıllardır bizi ayakta tutuyor.”
Sonra durdum.
Ve şunu fark ettim: bazı sorular cevap aramak için değil, insanın içini görmek için soruluyor.
“Kız çocukları hayırlı mıdır?”
Belki de doğru soru bu değildi.
Belki de soru şuydu:
“Biz hayırlı olmayı doğru yerde mi arıyoruz?”
Son Gün: Küçük Bir Sessizlik Anı
Babam taburcu olduğunda eve döndük. Kapıdan içeri girerken kardeşim ayakkabıları düzenledi. Annem mutfağa geçti. Ben salonda durdum.
Bir an herkes yerli yerindeydi.
O sırada içimde garip bir huzur vardı. Çünkü hayatın karmaşası içinde bile bazı şeyler netleşmişti.
Kız kardeşim bana baktı, gülümsedi.
Hiçbir şey söylemedi.
Ama o bakışta bütün cevaplar vardı.
Ve ben ilk kez “hayırlı” kelimesinin, sandığımdan çok daha derin bir şey olabileceğini düşündüm.