İçeriğe geç

Otizm öğretmeni nasıl olunur ?

Merhaba! Nay sayfasında bugün “Otizm öğretmeni nasıl olunur” konusunu tüm yönleriyle ele alıyoruz.

Bir Kayseri Sabahı ve İçimdeki Soru

Daha Fazlası İçin: Karabüklü nasıl yazılır ?

Kayseri’nin sabahları hep biraz sert olur. Soğuk hava yüzüme vurduğunda sanki düşüncelerim de uyanır. O gün de öyleydi. Elimde yarısı soğumuş çay, odamın penceresinden Erciyes’in uzaktan görünen siluetine bakıyordum. İçimde garip bir sıkışma vardı. Ne tam bir hayal kırıklığıydı bu, ne de net bir umut… İkisinin arasında, adı konmamış bir şey.

25 yaşındayım. Günlük tutmayı hep sevdim. Bazı günler kelimeler tek sığınağım olur. O sabah da defterimi açtım ve tek bir cümle yazdım: “İnsanlara dokunmak istiyorum ama nasıl?”

O sorunun cevabı beni uzun bir yolculuğa çıkaracaktı. Çünkü o gün ilk kez kendime gerçekten şunu sordum: Otizm öğretmeni nasıl olunur?

Soru basit gibi görünüyordu ama içimde yankısı çok büyüktü. Sadece bir meslek değil, bir yaşam biçimi arıyordum sanki. Birinin dünyasına sabırla girebilmek, onun ritmini anlayabilmek, kelimelerden çok bakışları okuyabilmek…

Üniversite Koridorlarında Kaybolmak

Üniversitedeyken eğitim fakültesinin uzun koridorlarında yürürken hep bir şey eksik hissederdim. İnsanlar hızlı hızlı geçer, herkes bir yerlere yetişirdi. Ben ise bazen sadece durup düşünürdüm.

Bir gün hocamız özel eğitimle ilgili bir ders anlatıyordu. Tahtaya “Otizm Spektrum Bozukluğu” yazdığında sınıfta kısa bir sessizlik oldu. Ben o an nedense kalbimin daha hızlı attığını hissettim.

Sanki uzun zamandır aradığım bir kapı orada açılıyordu.

Ders bitince yanına gittim.

“Hocam,” dedim çekinerek, “Otizm öğretmeni olmak için ne yapmam gerekiyor?”

Bana baktı, gülümsedi. Ama o gülümsemede sadece bilgi değil, bir uyarı da vardı.

“Sabır,” dedi. “Çok sabır. Bir de vazgeçmemek.”

O an bunu tam anlayamamıştım. Sabır kelimesi basit gelmişti. Oysa hayat, sabrın ne demek olduğunu bana çok sonra öğretecekti.

İlk Gözlem: Özel Eğitim Sınıfı

İlk kez özel eğitim sınıfına girdiğim günü hiç unutmuyorum. Kapıyı açmadan önce birkaç saniye durdum. Kalbim sanki kapının ardında beni bekleyen bir dünyayı hissediyordu.

İçeri girdiğimde sesler farklıydı. Düzenli ama aynı zamanda özgür. Bir çocuk yerde renkli bloklarla oynuyordu, diğeri duvara hafifçe parmaklarıyla ritim tutuyordu. Öğretmen sakin bir sesle konuşuyor, göz teması kurmaya çalışıyordu.

Ben ise sadece izliyordum.

O an içimde bir şey kırıldı. Çünkü orada “öğretmek” bildiğim anlamından çok farklıydı. Orada hız yoktu. Orada acele yoktu. Orada sadece “anlamak” vardı.

Bir çocuk gözlerini bana çevirdi. Uzun sürdü bakışı. Ne düşündüğünü bilmiyordum ama o bakış içimde bir şeyi yerinden oynattı. Sanki bana “sen benim dünyama girebilir misin?” diye soruyordu.

O gün eve döndüğümde uzun süre konuşamadım. Sadece pencereden dışarı baktım. Ve içimden geçen tek şey şuydu: “Ben burada kalmak istiyorum.”

Otizm öğretmeni nasıl olunur? diye kendime sorduğum gün

Günler geçtikçe bu soru kafamın içinde büyüdü. Otobüste, markette, evde, yürürken… sürekli aynı cümle: Otizm öğretmeni nasıl olunur?

Bir gece defterime yazdım:

“Eğer biri bana sabretmeyi öğretecekse, ben de bir çocuğun dünyasına girmeyi öğrenebilirim.”

Ama içimde korku da vardı. Başarabilir miydim? Yanlış yaparsam? Anlayamazsam? Ya o çocuklar bana güvenmezse?

Bu korkular beni bazen geri çekti. Bazı günler vazgeçmeyi düşündüm. Kolay bir yol seçmek, daha az yorulmak…

Ama sonra o sınıfta göz göze geldiğim çocuk aklıma geldi. O bakış. Kelimesiz ama çok şey söyleyen o an.

Ve geri döndüm.

Staj süreci

Staj süreci hayatımın en zor ama en gerçek dönemiydi. İlk günlerde kendimi fazlalık gibi hissediyordum. Öğretmenler çok rahattı, çocuklarla nasıl iletişim kuracaklarını biliyorlardı. Ben ise sürekli yanlış yapmaktan korkuyordum.

Bir çocuk ismine tepki vermiyordu. Defalarca seslendim, yanına gittim ama bana bakmadı. İçimde bir çaresizlik büyüdü. O an anladım ki bu iş “hemen sonuç” işi değildi.

Öğretmenim yanıma geldi.

“Onun dünyasına senin hızınla giremezsin,” dedi. “Onun ritmini bulman lazım.”

O cümle içime kazındı.

O günden sonra değişmeye başladım. Daha sessiz oldum. Daha dikkatli. Daha yavaş. Ve en önemlisi, daha sabırlı.

Bir gün o çocuk ilk kez bana baktı. Sadece birkaç saniye. Ama o birkaç saniye, aylarca beklemeye değmişti.

İçimde öyle bir sevinç oldu ki… anlatması zor. Gözlerim doldu ama belli etmemeye çalıştım.

O an anladım ki bu meslek başarıyla değil, küçük temaslarla ölçülüyordu.

Bir çocuğun bakışıyla değişen hayatım

Zamanla sınıf benim için yabancı bir yer olmaktan çıktı. Artık orada nefes alabiliyordum. Çocukların her biri farklı bir dünya gibiydi.

Bir gün küçük bir kız çocuğu elimi tuttu. Uzun süre bırakmadı. Hiç konuşmadı ama gözleriyle sanki bir şey anlattı. O an içimde tuhaf bir sıcaklık hissettim.

Hayatımda ilk kez bu kadar net düşündüm: Ben doğru yerdeyim.

Ama yine de her şey kolay değildi. Bazı günler çok yoruluyordum. Bazı günler hiçbir şey ilerlemiyor gibi geliyordu. İçimde büyük bir hayal kırıklığı oluşuyordu.

“Belki de yapamayacağım,” dediğim geceler oldu.

Sonra defterimi açıyordum. Yazıyordum. Yazdıkça içim biraz daha hafifliyordu.

Hayal kırıklığı ve umut

Bir gün sınıfta beklenmedik bir kriz yaşandı. Bir çocuk aniden bağırmaya başladı, ortam karıştı. Ne yapacağımı bilemedim. Kalbim hızlandı. Ellerim titredi.

O an kendime kızdım. “Hazır değilim,” dedim içimden.

Ama öğretmenim sakinliğini korudu. Yanına gidip sadece yanında durdu. Konuşmadı bile. Sadece oradaydı.

Ve birkaç dakika sonra çocuk sakinleşti.

O an şunu öğrendim: Bazen hiçbir şey yapmamak, en doğru şeydi.

O gün eve dönerken içimde hem hayranlık hem de kırılgan bir umut vardı. Bu yol kolay değildi ama bırakmak da istemiyordum.

Gerçek Yol: Öğrenmek, sabretmek, yeniden başlamak

Zaman geçtikçe “Otizm öğretmeni nasıl olunur?” sorusunun cevabının bir formülü olmadığını anladım. Bu bir kitapta yazmıyordu. Bir sınavla bitmiyordu.

Bu yol, her gün yeniden başlamakla ilgiliydi.

Yanlış yaptığında tekrar denemekle…

Anlamadığında yeniden bakmakla…

Kendini yetersiz hissettiğinde bile orada kalabilmekle…

Bir gün sınıfta bir çocuk bana küçük bir çizim verdi. Basit bir resimdi ama benim için çok büyüktü. Çünkü ilk kez bana “varlığını kabul ediyorum” der gibi bir şeydi.

O resmi defterimin arasına koydum.

Günlüklerimden bir sayfa

“Bugün çok yoruldum ama ilk kez kendimi doğru yerde hissettim. Her şey hemen olmuyor. Bazı şeyler bekleyerek büyüyor. Bazı çocuklar gibi… bazı insanlar gibi… belki ben de.”

O satırları yazarken ağladım. Ama bu kez kötü bir ağlama değildi. İçinde rahatlama vardı.

Sonunda anladığım şey

Şimdi geriye baktığımda şunu görüyorum: Bu yol bir meslekten çok daha fazlasıydı. Kendimi yeniden tanıma süreciydi.

Otizm öğretmeni olmak için tek bir cevap yok. Ama çok net bir gerçek var: Sabreden, anlayan, vazgeçmeyen herkes bu yola girebilir.

Ben hâlâ öğreniyorum. Hâlâ eksiklerim var. Ama artık biliyorum ki önemli olan mükemmel olmak değil, orada kalabilmek.

Ve her sabah Erciyes’e bakarken içimden aynı şey geçiyor: “Bugün yine bir çocuğun dünyasına biraz daha yaklaşabilirim.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort deneme bonusu
Sitemap
ilbet güncel giriş adresiilbet güncelbetexper giriş