Mustafa Çelebi’yi Kim Öldürdü?
İzmir’de yaşıyorum. 25 yaşındayım. Arkadaş ortamlarında sürekli espri yaparım, ama bu demek değil ki beynim sürekli güldürü üretmek için çalışıyor. İçten içe, her şeyin anlamını, amacını, insanın varoluşunu sorgulayan bir tipim. Hani, o “bütün günü gülerek geçiren ama aslında gece yatağında bir tek duyguyla yatağa giren” insanlar var ya, işte onlardanım. Ama, işte bu yazı da, o içsel sorgulamaları esprili bir biçimde yazıya dökmek için bir fırsat. Bu yazıda Mustafa Çelebi’yi kim öldürdü? sorusunu biraz mizahi bir şekilde ele alacağım.
Başlangıç: Bir Soru, Bir Çok Sorun
Şimdi, öncelikle bir konuya açıklık getirelim: “Mustafa Çelebi’yi kim öldürdü?” diyorsanız, burada kimseye bir “Mustafa” öldürme suçu isnat etmiyorum. Tam tersine, hayatı sorgulama, anlamlandırma ve bazen de boşuna hayatta olduğumuzu düşünme üzerine komik bir bakış açısı geliştirmek amacım. Herkesin “mustafa”sı farklıdır aslında. Kimisi hayatını sorgular, kimisi yaşadığı koca günü sorgular. Bazen bu ikisi karışır ve sonunda sorulması gereken tek bir soru kalır: Kim öldürdü, abi?
Herkesin Bir Mustafa’sı Var
Şimdi, İzmir’de bir kahve molasında bir arkadaşım bana sürekli “Mustafa Çelebi” sorusunu sormaya başladı. Kafamız biraz karışmıştı çünkü o esnada Mustafa Çelebi’nin kim olduğunu bilmiyordum. Gerçekten. “Kim öldürdü?” demekle neyi kastettiğini de anlamadım. Ama sonra ne oldu biliyor musunuz? Bütün kafamda bin bir çeşit ihtimaller belirdi. Bir an, Mustafa Çelebi’nin kim olduğunu bulma çabası içinde kaybolduğumu fark ettim.
“Mustafa Çelebi kim, ya?” dedim.
“Ya işte ya, bir zamanlar çok ünlüydü, ciddi adamdı,” dedi. Ben de haliyle biraz dalga geçtim:
“Abi o zaman öldürdü demek ki, değil mi? O kadar ünlüydü de hâlâ kimse bulamıyorsa?”
Bunu dedikten sonra, içimdeki felsefeci hemen devreye girdi. “Birinin ölümüne bu kadar kafa yormak niye? Neden başkasının ölümüne bu kadar anlam yüklemeye çalışıyoruz?” diye sorgulamaya başladım. Kimse kimseyi öldürmedi. Bunu o kadar net bir şekilde söyleyebilirim. Hadi ama, biz, hayatın karmaşasında kaybolmuşken, kendimizi bu kadar derin bir sorgulama içinde bulmamalıyız, değil mi?
Bir Komik Olaydan Ders: Mustafa Çelebi’nin Ölümü
Bir gün arkadaşım Serkan’la kafede oturuyoruz. O sırada aklıma Mustafa Çelebi geliyor. Ya da bir şekilde benimle dalga geçen o Mustafa Çelebi’nin adı geçiyor. “Mustafa Çelebi’yi kim öldürdü?” sorusu kafamda dönüp duruyor. Evet, belki o esnada bir kahve içiyor ve anlık sıkıntılarımızı çözüyoruz. Ama ben hemen Serkan’a döndüm ve dedim ki:
“Yahu, Mustafa Çelebi’nin ölümüne ne diyeceksin?”
Serkan kafasını kaldırdı ve bana bakarak şunları söyledi:
“Ne? Kim o ya? Ne diyorsun sen?”
Bunu diyerek gözlüklerini indirip gözlüğüyle göz teması kurmuştu. Ben bir an Serkan’ın cebinden “felsefi anlamda öldürme” kavramını çıkarmasını bekledim, ama ne yazık ki gözleri benden başka her şeye odaklanmıştı.
Tabii bir an sonra, kafamızda binlerce çözüm önerisi belirdi. Acaba Mustafa Çelebi’yi kim öldürdü? Kimse bilmiyor. Bu gerçekten büyük bir gizemdi. Fakat sonra fark ettim ki, her birimiz, bu kadar önemsiz detayları düşünerek, hayatı niye bu kadar zorlaştırıyoruz?
Sonra Nedir?
Evet, bu kadar kafayı Mustafa Çelebi’ye taktık ama sonuçta kimseyi öldürmemişiz. Belki öldürmemeliyiz. Ama düşününce fark ediyorum ki, hayat böyle. Yani bazen bir şeyler o kadar zor bir hale gelir ki, basit bir şeyin içindeki çözümü göremeyiz. Hani, bazen kafamızdaki soruları sormak, çözüm aramak yerine, tek tek etrafımızdaki “Mustafa Çelebi”leri sorgulamakla vakit geçiririz.
Geçen gün bir arkadaşım bana “Mustafa Çelebi’yi kim öldürdü?” dedikten sonra, o kadar derinlemesine bir şüpheye düştüm ki, en basit soruları sorarak, kafama takılan şeyleri anlamak istedim. Ama o sırada Serkan’ın bana verdiği tepkiyi hatırladım. O an, “Mustafa Çelebi kimse öldürmedi, hepimizin kendi hayatını yaşaması lazım” dedim ve kahvemi yudumladım.
Kimseyi Öldürmedik, Ama Bir Şeyler Öldü
Bir insanı öldürmek kadar, hayatta bazen bir şeyler öldürmek de olabiliyor. Mesela özgüven, ruh halimiz, umutlar ve bazen de beklentilerimiz… Bütün bunlar bizim içimizdeki “Mustafa Çelebi”yi öldüren şeyler olabilir. İçsel sorgulama, bazen insanın ruhunu öldürür. Öyle değil mi?
Ben de içsel olarak “Mustafa Çelebi’yi kim öldürdü?” sorusunu sorarken, bazen kafama takılmayan, küçük ama önemli soruları hatırladım. “Ya ben ne yapıyorum?” sorusu işte hepimizi korkutuyor. Bazen Mustafa Çelebi’nin ölümünü bir tür sembol olarak düşünürüm.
Sonuç: Yaşamın Cevapsız Soruları
Sonuçta, Mustafa Çelebi’nin ölümünü sorgulamak, derin düşünceye dalmak ve her şeyin anlamını sorgulamak, bir noktada içsel bir sorgulamanın parçası olur. Bizler ne kadar küçük şeylere takılırsak, o kadar kafamıza soru işaretleri koyarız. Sonra bir bakarsınız, “Mustafa Çelebi’yi kim öldürdü?” sorusu, size hayatın büyük sorularını hatırlatır.
İzmir’deki arkadaş ortamımda komik bir şekilde takıldım ama aslında hiç kimse kimseyi öldürmüyor. Belki de bazen, kaybolan bir “Mustafa Çelebi”nin ardında yatan soru işaretleri, sadece bir sonraki kahvemin bir parçası oluyor.
Hayatın komik ama derin sorularıyla dolu olduğunu unutmayın. Mustafa Çelebi de belki bunun bir yansımasıdır.